Türkiye’de Kültür ve Kültürel değişim

18 Nisan 2021 13:40 Kültür Sanat
Türkiye’de Kültür ve Kültürel değişim

GİRİŞ

Kültürün geleceğe yönelik değişkenlik gösterdiği ve Kültürün insan toplulukları tarafından yaratıldığını, yeni kuşaklara aktarıldığını ve oluşturulan kültürlerin toplumdan topluma farklılık gösterdiğini ortaya koyduk. Kültürün geleceğe aktarılmasındaki en önemli aracın dil olduğunu ve Toplum ile kültür arasındaki karmaşık bağlantıyı anlamak için analitik bir yol izleyeceğiz. Önce kültürü oluşturan yapı taşlarını ele alıp norm ve değerler kavramlarının üzerinde durup kültür hakkında bilmediklerimizi irdeleyip yeni bilgiler edineceğiz. Sonra da Türk kültürünü ve Türkiye kültürünün karşılaştırmasını inceleyeceğiz. Ortaya koyduğumuz veri ve bilgiler ışığında gündelik yaşamda geçmişteki kültür ile birlikte kültür değişkenliğinin konusunu tartışacağız.

 

KÜLTÜR NEDİR?

Bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütününe kültür denir. Kültür, bir toplumun kimliğini oluşturur, onu diğer toplumlardan farklı kılar. Kültür, toplumun yaşayış ve düşünüş tarzıdır.

Kültür, bir milletin maddi ve manevi değerlerinin bütününe denir. Burada “maddi değerlerden” kastımız, bir milletin yeme, içme, yaşama, geçimini sağlama gibi etkinliklerini kapsamaktadır. “Manevi değerler” ise, milletin duygu, düşünce, ahlak, gelenek ve göreneklerini içeren özellikleridir.

Birçok bilim adamı kültürü farklı farklı tanımlamıştır. Bu tanımlamalar şunlardır:

  • Kültür, “bir örgütün içindeki birey ve grupların davranışlarını yönlendiren normlar, davranış̧ kalıpları, inançlar, tutumlar ve alışkanlıklar sistemi” dir.
  • Voltair’e göre ise kültür, “insan zekâsının oluşumu, gelişimi ve geliştirilmesi” dir.
  • M. Mac Ivera’ya göre kültür, “ideoloji, din, edebiyat gibi toplumsal yasamın belirtilerini kapsamaktadır.
  • Taylor’a göre kültür, bir toplumun üyesi olarak insanoğlunun öğrendiği bilgi, sanat, gelenek- görenek ve benzeri yetenek, beceri ve alışkanlıkları içine alan karmaşık bir bütünüdür.
  • Malinowski, Taylor’a ait olan kültür tanımlamasında, kültüre neden ihtiyaç̧ duyulduğunun ve kültürün insan için neden gerekli olduğunun açıkça ortaya konulmadığı düşüncesiyle yeni bir tanımlama getirmiştir.
  • Ülkemizde kültürü̈ sistemli bir şekilde ilk tanımlayan kişi Ziya Gökalp olmuştur. Ziya Gökalp kültürü̈, “bir topluma özgü̈, sanat, din, gelenekler ve adetler” olarak tanımlamaktadır. Ayrıca kültürün milli olduğunu öne sürmüştür.

 

Kültürü bilimsel, beşerî, estetik, maddi ve biyolojik farklı alanda ele alacak olursak.

  • Bilimsel Alanda kültür (Uygarlık)

Kültür kavramı ülkelerde de farklı algılanmaktadır. Fransızlar, İngilizler, Almanlar vb. Avrupa ülkeleri kültür kavramının yerine uygarlık kavramını daha çok tercih etmişlerdir. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde, Fransızlar ve İngilizler, uygarlık sözcüğünü tercih etmiş̧, olsalar da, Fransızca da culture sözcüğü 1932 yılında uygarlık karşılığında Fransız akademik sözlüğünde geçmiştir (Tarihsel, bütün­sel ve evrimsel)

  • Beşerî alanda kültür (Eğitim)

Tarihsel ve toplumsal gelişme zamanı içinde oluşturulan her çeşit değerlerle bunları kullanmada, sonraki nesillere aktarma amacıyla kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların hepsine beşerî kültür denilmektedir. (Değerlendirici, eleştirici, geliş­tirici, öğretici ve yayıcı)

  • Estetik alanda kültür (Sanat)

Barok, Rönesans ve modem sanat; resim sanatı, müzik sanatı, il­ kel ve modem sanat; romantik ve gerçekçi sa­nat anlamında bilinir. (Eleştirici, yaratıcı eğitici, değerlendi­rici güzel ya da güzelleştirici estetik.) tarih içerisinde önemli konumlarda bulunan sanat eserlerini bu noktada görebiliriz.

  • 4-Maddi ve biyolojik alanda kültür (Üretim)

Avcılık, tarım ve endüstri kültürü anlamında olduğunu söyleyebiliriz (Günlük toplumsal yaşamı destekleyici, üretici, deneyici, çoğaltıcı ve besleyici.) yemeklerimizi buna örnek gösterebiliriz.

 

KÜLTÜRÜN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

Kültür toplumsaldır, kültür öğrenilir, kültür değişebilir, kültür Aktarılır ve Süreklidir, kültür İhtiyaç Gidericidir, kültür öğeleri arasında bir ahenk mevcuttur, kültür kurallar sistemidir, kültür bütünleştiricidir.

 

KÜLTÜRÜN ÖĞELERİ NELERDİR?

Kültür; İnançlar, semboller, dil, normlar, değerler, olmak üzere beş farklı öğeden oluşmaktadır. Kısa bir şekilde tanımlarından bahsedelim.  

İnançlar: Kültür unsurları içerisinde çok önemli bir yere sahiptir. Eski devirlerde yüzyıllarca bu kültür unsuru ön planda bulunmuş ve öteki kültür unsurlarını gölgede bırakmıştır. Dinin milletler üzerindeki hakimiyeti, imparatorluklardan millî topluluklara geçinceye kadar devam etmiştir. Milliyetçilik çağında milletler imparatorluklardan kopunca dinin fonksiyonu da azalmıştır. Dinin bir millet içerisindeki kültüre etkisi ve kültürün diğer unsurlarının oluşması ve değişmesindeki rolü ise devam etmektedir. Dini bayramlarımız ve törenlerimiz bunun açık örnekleri olarak dikkati çekmektedir.

Semboller: Değerlerin bazı yönlerini temsil eden nesneler, kültürün doğası olarak algılanan norm ve idealler ya da kültürün herhangi bir bölümü için kullanılan bir tabir. Kültürel semboller büyük ölçüde değişkendir; sembol, logo, resim, isim, yüz, gerçek veya kurgusal insanlar bir kültürel sembol olabilir.

Dil: Dil kültür unsurlarının başında gelir. Çünkü dil olmadan öteki unsurların meydana gelmesi mümkün değildir. Dil bir milletin ses dünyasıdır. Her millet kâinatı değişik şekillerde algılamış ve yorumlamıştır. Aynı zamanda dil kültüre ait bütün değerleri bünyesinde barındıran bir kültür hazinesidir. Bir dil onu kullanan milletin kafa yapısını nasıl düşündüğünü zihninin nasıl çalıştığını ve mantığını ortaya koyar.

Norm: kısaca önceden belirlenmiş kalıp kurallar bütünüdür. Bu kurallar yazılı olmayan ancak toplum üzerinde etki yaratmış bir inançtan gelir. Yargılama ve değerlemenin kendisine göre yapıldığı bir ölçüt olarak da geçer. Cezalar davranışlarımızda caydırıcı olabilir fakat grup veya toplum içerisinde normlara uymayanlara dışlama, ayıplama, kınama gibi yaptırımların uygulanması ise gayriresmi bir yaptırımı ifade eder. Kısa ve anlaşılır bir şekilde özetleyecek olursak bir kültürün tercih ettiği düşünce ya da davranış kurallarına göre belirlenen davranış modelleridir.

Değerler: Amaç ve davranışları belirlemede neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyen değerler, en güçlü toplumsal kontrol aracıdır. Değerler kişilerin toplumsal değerlerinin yargılanmasında hazır araç olarak kullanılırlar ve her topluma da düşünme ce davranma yolları değerler ile oluşturulur Kişilerin toplumsal rollerini seçmelerinde rehberlik eden değerler toplumsal kontrol ve toplumsal baskının araçlarıdır ve dayanışma araçları olarak kullanılırlar. Kısacası diğerlerine göre tercih edilen fikir, duygu, davranış ve duruma denir.

 

Dürüstlüğün değer olarak kabul edildiği bir toplum ile zenginliğin değer olarak kabul edildiği bir toplumun normları birbirinden farklı olduğu söylenebilir. Birinde dürüst olmak normal bir davranıştır. Bir insan zengin olup dürüst olamıyorsa toplum içerisinde saygınlığı olamaz. Diğer toplumda ise zenginlik değer olarak kabul edildiği için, çok para kazanmak amacıyla dürüstlükten ödün vermek normal bir davranış olarak kabul edilir ve dürüstlük uğruna zenginlikten vazgeçen biri saygınlık kazanamaz. Görüldüğü gibi değer ile norm arasında doğrudan ilişki vardır. Değerler normların oluşmasında başlangıç noktasıdır.

Değerler ile normlar arasında nasıl bir ilişki vardır?

Değerler zamanla değişir. Gündelik konuşmalarda yükselen değerlerden söz edildiğini duyarız. Yükselen değer, toplum tarafından güncel koşullarda tercih edilen düşünce, durum ya da davranışlara verilen addır. Belirli dönemlerde belirli düşünce ve davranışların toplum tarafından kabul görmesi ve tercih edilmesi anlaşılabilir bir durumdur. Kuraklık ve açlığın hüküm sürdüğü bir dönemde dayanışma yanında çocuklarını besleyebilmek de yükselen değer olur. Böyle dönemlerde önceki dönemin değerleri tercih edilmezler. Bununla birlikte, bazı değerlerin değişmesi çok uzun zaman alır. Zor koşullarda bile bu değerler korunur ve kısa dönemli yükselen değerler karşısında gücünü birdenbire kaybetmez. Anadolu kültüründe “vatan”, “bayrak”, “namus” kavramları altında ifadesini bulan değerler bu türdendir. Bu değerlerin oluşturduğu normlar da zamanla değişmekle birlikte, toplum tarihiyle olan bağlantılara da atıfta bulunarak asırlar süren ömre sahiptir. Unutulmaması gereken konu, toplum içindeki bütün bireylerin toplumsal değer ve normlara aynı derecede bağlı olmadığıdır diyebiliriz.

 

Kültür, tanımların da ortaya koyduğu gibi, toplumsal yapısı gereği; doğan, yaşayan, etkileyen ve etkilenen devingen bir olgudur. Ayrıca her kültürel yapı da içinde bulunduğu toplumun yapılanmasına uygun ve koşut bir gelişme gösterir. Söz konusu bu yapıda, üyesi bulunan toplum bireylerini, varlığının gereğin ve doğal olarak toplumsal yapı doğrultusunda etkilemeye, eğitmeye ve en sonunda da kişiyi toplumsal yapının gereklerine uydurmaya, bir başka ifadeyle biçimlendirmeye çalışır. İşte bu, toplumda yaşayan birey ile bireyin içinde yaşadığı toplumsal yapı arasında meydana gelen ve başı, sonu pek net olarak belli olmayan bu dönüşümlü etkileşim “kültürel süreçleri” meydana getirir. Kültürel süreçlerin, belli birtakım kültürel olaylardan farkı, süreçlerin çok daha genel, soyut ve evrensele yakın düzeyde geçerli olmalarıdır. Aslında kültür kavramı, içinde çok sayıda kültürel süreçler bulunmasına karşın, bunlardan en önemlisi aşağıdaki gibidir. Kültürel süreçler kısaca şunlardır;

KÜLTÜREL SÜREÇLER NELERDİR?

  1. Kültürleme: Bireyin bir kültürün kurallarına, yerlerine vb bilinçli ya da bilinçsiz olarak koşullandırılması sürecidir.

Örnek: (Bir toplumun anadilini yine o toplumun çocuklarına öğreten bir öğretmen, belli bir amaç ile öğrencilerini kültürleme isteğindedir.)

 

  1. Kültürel Yayılma: Belli bir toplumda, dıştan içe doğru ya da içten dışa doğru, maddi ve manevi öğelerin sürekli olarak yayılması. Kültür öğelerinin, içinde oluşturdukları toplum ya da toplumsal kümeden başka toplumlara, toplumsal kümelere yayılmasıdır.

Örnek: (Spagettinin İtalya’dan, ulusçuluk fikrinin Fransa’dan, tütünün içmenin kuzey Amerika yerlilerinden, yoğurdun Türklerden dünyaya yayılması gibi)

 

  1. Kültürleştirme: İki veya daha fazla sayıdaki kültür grubunun aşağı yukarı sürekli ilişki ve etkileşim sonucunda gruplardan birisinin ötekine ait kültürel unsurları kabul etmesi, benimsemesi ve ortaya yeni bir kültür sentezinin çıkması süreci olarak tanımlanabilir.

Örnek: Türk insanlarının kendi kültüründen çok batı kültürünü örnek alması diyebiliriz.

 

  1. Kültürlenme: Belli bir toplumun alt kültürlerinden ya da farklı toplumlardan kopup gelen birey ve grupların buluşması ve bir etkileşim süresi sonunda, genel kültür ve alt kültürlerde bulunmayan yepyeni bir bileşime varılması, ulaşılmasıdır.

Örnek: (belli bir yaşa kadar köy, ova gibi kırsal kesimlerde büyümüş bir kişinin büyük kente edeceği göç sonrası kentte karşılaştığı kültürler ile kendi köyündeki kültürlerin birleştirmesi bir kültürlenmedir.)

 

  1. Kültür Şoku: Bir kültürden başka bir kültüre giden bireylerin, yeni kültüre uyum sağlamakta karşılaştıkları güçlükler, sıkıntı ve bunalımlar, gösterdiği tepkilerdir.

Örnek: (Almanya’ya giden ilk Türk işçilerin uyum sorunları, kentten köye gelin olan bir kızın uyum sorunu, doğuda bir köye atanan yeni İzmirli öğretmenin gittiği yerin kültürüne ayak uydurmaya çalışması.)

 

  1. Zorla Kültürleme: Bir kültüre üye birey ve grupların, başka bir kültür tarafından zorla değiştirilmesi.

Örnek: (Osmanlıda Sırp çocuklarının zorla olmasa da Enderin mektebinde Osmanlı kültürü ile yetiştirilmesi diyebiliriz.)

 

  1. Kültürel Özümseme: Bir kültürel sistemin, başka bir kültürel sistemi giderek kendine benzetmesi ve egemenliği altına alması.

Örnek: (Bulgar Türklerinin zamanla Slavlar içinde erimesi, Anadolu’daki Türklerden önceki eski halkların Türk kültürü içinde erimesi, Azteklerin Meksika kültürü içinde erimesi.

 

  1. Kültürel Bütünleşme: Bir kültürel özellikle kurucu öğelerinin kültürel yapıdaki dengeli bütünlüğü sağlayacak biçimde karşılıklı olarak birbirine uyarlanması süreci ya da durumu.

Örnek: (Sportif anlamda FIFA, Siyasi anlamda Avrupa Birliği buna en iyi örnek. Her üye kendi özgün değerlerini korurken değişken olan faktörleri ortaklaşa yürütürler. İskoçya-İngiltere-Galler birliği de buna bir örnektir.)

 

  1. Kültürel Değişme: Yukarıdaki bütün süreçlerin ve kültürel etkenlerin bir bileşkesi olarak, toplumun bütünüyle veya bazı kurumlarıyla değişmesi ya da değişikliğe uğraması. Bir başka ifadeyle, bir kültürel yapıyı oluşturan davranış, tür ya da kalıplarında, insan yapısı olan çevrede kendiliğinden ya da istek üzerine ortaya çıkan değişmeler ve bu değişmelerin ortaya çıkması süreci de denebilir.

Örnek: (Kültür aktarılırken kaçınılmaz hale gelir çünkü nesiller kültürleri aktarırken, yaşarken kendilerini de kültürün içine koyarak kültürü yeniden tanımlarlar. Değişim sonsuzdur geçmişteki günümüze günümüzdeki kültür ise geleceğe değişimlere uğrayarak aktarılacaktır.)

 

 

KÜLTÜRÜN ÇEŞİTLERİ

Kültür çeşitleri farklılık gösterir. Alt kültür, karşı kültür, kitle kültürü, Folk Kültür ya da Halk kültürü, yüksek kültür, popüler kültür gibi kültür çeşitleri vardır.

Alt Kültür: Toplumda çoğunluğun dışında kalan, toplumla ortak kültürün dışında olan kişiler bu grupta yer almaktadır. Etnik, dini, cinsel kültürler buna örnek olarak verilebilir.

Karşı Kültür: Toplumda egemen olan sınıflara karşı sürekli olarak muhalif tavırları ile bu grup kendini belli eder, ilk olarak 1968 yıllarında hippiler gibi gençlik hareketleri ile kullanıldığı bilinmektedir.                                                                                                                                                   

Kitle Kültürü: Endüstri tarafından ticari kaygılarla üretilen kültüre verilen isimdir. Halkın kendisinin üretmediği tamamen birilerinin satış yapmak amacıyla ürettiği kültürdür.

Folk Kültür ya da Halk Kültürü: Endüstri toplumlarından önceki kültürdür. Anonim oluşu, nesilden nesile sözlü olarak iletilmesi temelini oluşturur.

Yüksek Kültür: Estetik ile mükemmelleştirilen en üst düzeyi işaret eder.

Popüler Kültür: Toplumun geniş kitlesi tarafından beğenilen ve tercih edilen kültür türüne verilen isimdir.

 

TÜRKLERİN TARİH BOYUNCA KULLANDIKLARI ALFABELER

Asırlık bir millet ve dünyaya egemen olmuş bir ırk. Konuştuğu ve kullandığı diller mutlaka zamanla değişime uğramış ve alıntılar yapılmıştır. Tarih boyunca birçok dil kullanılmış ve bunlara eklemeler yapılmıştır. Bu yazıda bugüne kadar kullanılan dillerden ve yapılan değişikliklerden bahsetmeye çalışacağım…

 

Göktürk Alfabesi: Metinleri isim olarak Göktürk veya Orhun olarak adlandırılır. Orhun’da yerleşimde bulunmuş Türkler tarafından kullanılmış ve düzenlenmiştir. Bu alfabeyi Hunlar, Göktürkler ve Türk kavimler kullanmış ve eklemelerde bulunmuşlardır. Göktürk alfabesi 38 harften meydana gelmektedir. Dördü sesli olup, sekiz sesi karşılar, geri kalan harfler sessiz harf statüsündedir. İlginç olan ise; ok, ko, uk, ku, ük, kü, nç, nd, gibi heceler kendine has harflerle gösterilir. Sağdan sola doğru yazılır bu alfabe ve bu şekilde okunur.

Uygur Alfabesi: Göktürklerden sonra kurulan Uygurlar tarafından adlandırılmıştır bu alfabe. 18 adet işaretten, sembolden oluşur. 4 sesli harf geri kalan harfler ise sessiz harf olarak bilinir. Sağdan sola yazılır ve harfler birbirine bitişik olacak şekilde yazılır. Bu yazının katiplerine yani yazıcılarına bu yazının katiplerine, bakşı, bakşıgeri veya serbahşı adı verilmektedir.

Arap-İslam Alfabesi: Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra gerçekleşen bu dönemde bu alfabe ön plana çıkmış ve yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Arap alfabesi 28 harftir ancak Türklerin kullandıkları 31 ile 36 harften meydana gelmektedir. Bu alfabe ile Türk İslam tarihinde birçok eser verilmiştir. Sağdan sola yazılır. Kullanımı zor gibi görünse de harflerin öğrenimi çok da zor ya da uğraştırıcı değildir.

 Kiril Alfabesi: Kiril alfabesi emperyalizmin zoraki tatbikidir. Bu cümleyi ilk okuduğumda anlam veremedim ancak konuyu şu şekilde izah edebilirim sizlere. Ruslar sınırları içinde Türklere bütünlüklerini bozmak amacıyla tek bir alfabe yasağı koyarak farklı semboller ve şekillerle dolu alfabeler koymuştur. Otuz sekiz harftir. On biri sesli, geri kalan harfler ise sessiz harf statüsündedir. Soldan sağa doğru yazılır. Kullanım alanı, Rusya’daki Türkler içindir.

Latin Alfabesi: 1925 yılında ilk olarak Azeri Türkleri tarafında kullanılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra 1928 yılında ülkemizde kullanılmaya başlandı. 8 sesli harf bulunur geri kalan ise sessiz harftir. Türkiye ve Avrupa Türkleri tarafından kullanılan bu alfabe diğer kullanılan alfabelere göre daha kolay ve öğrenilmesi daha basittir. Türkler bu 5 alfabenin yanı sıra birçok alfabeyi kullanmıştır ancak uzun süre kullanılan ve bizlerin etki ettiği alfabeler bilgi verilen 5 alfabedir.

Uzun süren savaşlar ve fethedilen topraklarda birçok milletle iletişim kurulmuş ve onların dillerinden bir parça alınmıştır. Kültürel farklılık ve değişim dediğimiz olay kısmen budur. Dil ve alfabe konusunda 5 farklı alfabe bizlere yansıtılmıştır.

Bu belirttiğim alfabeler ve kullandığımız alfabe özgün bir alfabe olmayıp Latin kaynaklı yeni Türk alfabesidir. Bu alfabenin kabulünü öngören 1928 tarihli yasa ‘Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun’ ‘dur. Bu yasanın kabul olmasıyla birlikte o güne kadar kullanılan Arap harfleri esaslı Osmanlı alfabesinin resmiyeti son buldu ve Latin harflerini esas alan Türk alfabesi yürürlüğe kondu. Türklerin ilk kullandığı alfabe Göktürk alfabesi olarak bilinir. Çin ve Hint kültüründen etkilenilmesi doğrultusunda düzenlenerek ortaya çıkmıştır. Türklerin İslamiyet’e geçişi kültürün her alanda değişiklik yaşamasına sebep olmuştur en önemli değişiklik dil olmuştur. Uygur alfabesi bırakılıp Arapça alfabeye geçiş yapılmıştır. Arapça alfabeye bazı harfler eklenerek kendi dillerine uyarlanmıştır ve TBMM’de 1 Kasım 1928’de kabul edilen 1353 sayılı Yasa ile yeni Türk harfleri kabul edilmiştir.

Kültür, tanımların da ortaya koyduğu gibi, toplumsal yapısı gereği; doğan, yaşayan, etkileyen ve etkilenen devingen bir olgudur. Ayrıca her kültürel yapı da içinde bulunduğu toplumun yapılanmasına uygun ve koşut bir gelişme gösterir. Söz konusu bu yapıda, üyesi bulunan toplum bireylerini, varlığının gereğin ve doğal olarak toplumsal yapı doğrultusunda etkilemeye, eğitmeye ve en sonunda da kişiyi toplumsal yapının gereklerine uydurmaya, bir başka ifadeyle biçimlendirmeye çalışır. İşte bu, toplumda yaşayan birey ile bireyin içinde yaşadığı toplumsal yapı arasında meydana gelen ve başı, sonu pek net olarak belli olmayan bu dönüşümlü etkileşim “kültürel süreçleri” meydana getirir. Kültürel süreçlerin, belli birtakım kültürel olaylardan farkı, süreçlerin çok daha genel, soyut ve evrensele yakın düzeyde geçerli olmalarıdır. Aslında kültür kavramı, içinde çok sayıda kültürel süreçler bulunmasına karşın, bunlardan en önemlisi aşağıdaki gibidir. Kültürel süreçler kısaca şunlardır;

 

TÜRK KÜLTÜRÜ VE TÜRKİYE KÜLTÜRÜ

Türk kültürü çok eski ve köklü bir kültürdür. Türk kültürü hem göçebe hem de yerleşik özellikler taşır. Türk kültürü karasal özelliklerin etkisinde kalmıştır diyebiliriz.
Türk kültürü, yayılış alanının coğrafi konumu nedeniyle birçok kültürden etkilenmiş ve bu kültürleri etkilemiştir. Örnek olarak Türk kültürü Orta Asya’da çıktığı için komşu olan Çin ve Hindistan’ın kültürlerinden etkilendiğini söylemek doğru olur. Türkler, 1071’de Anadolu’ya yerleşme sırasında çeşitli bölgelere göç etmişlerdir. (Bu göçler sonucunda Türk boylarının önemli bir bölümü Anadolu’ya gelmiş ve yeni kültürlere komşu olmuşlardır. Bu kültürler; İslâm kültürü, Yunan kültürü ve İran – Pers kültürüdür. Kubbeyi, eyvanı ve sivri kemeri İranlılardan almış, çinicilik ve minyatürcülük alanında büyük ölçüde onlardan etkilenmişlerdir. İlerleyen aşamada kendilerine has bir üslup geliştirerek 15.yy’da İran sanatını da geçecek kadar geliştirmişlerdir. Türkler, tarih boyunca asla esaret altında yaşamayı kabul etmemiş ve 16 bağımsız devlet kurmuş bir millettir. Birçok millete bu yönüyle örnek olup etkilemiştir.

Türk kültürü bu zamana kadar birçok uygarlık tarafından etkilenmiş ve etkilemiştir. Özgün Türk Kültürü (Orta Asya) İslam kültürü (Arap-İran), Anadolu yerli kültürleri Batı (Avrupa kültürü) olarak örneklendirebiliriz.

Türkiye Kültürü hakkında şunları söyleyebiliriz.

Türkiye’nin kültürel yapısı, tarihinin derinliklerinden gelen çok zengin ve çeşitli kültürlerin birikiminden oluşmuştur. Türkiye, coğrafi konumu gereği Doğu, Batı, Ortadoğu, Akdeniz, İslam kültürü gibi farklı kültürlerin merkezindedir.

Dünyanın en eski yerleşim bölgelerinden biri olan Anadolu, binlerce yıllık geçmişi ve tarihinde var olan birçok farklı kültürün etkisiyle ender görülen kültürel zenginliğe sahiptir. Bu öylesine bir zenginliktir ki, birbirine çok yakın yerleşim bölgelerinde bile bu zenginliğin yarattığı kültürel farklılıkları görebiliriz.

Halk Kültürleri Türkçe, Türkiye nüfusunun %90’inin anadilidir. Konuşulan diğer diller arasında çeşitli Kafkas ve Kürtçe diyalektler, Arapça, Rumca, Latin ve Ermenice gibi 70 kadar dil ve diyalekt yer alır.

Türkiye kültüründe doğudan batıya doğru kültür bakımından değişim gözlemlenmiştir fakat Türkiye kültürü bakımından evrensel olarak nitelendirebileceğimiz bulgular Toplulukçu değerin ve normların egemen olduğu, Kadınsı değerlerin ve kadınların kültürümüzde daha ön planda olduğu, güç mesafesinin fazla olduğu ve belirsizlikten kaçınma eğiliminin yüksek olduğu saptanmıştır.

Bir Yorum Bırakın

Köşe Yazarlarımız

Nusrettin Dönek

DÜNYANIN EN ETKİLİ MUHALEFET PARTİSİ COVID-19 PARTİSİ

Yıldırım Kılınç

Akıllı bir yatırımın sırrı

İbrahim Kıran

Beşiktaş Galatasaray maç önü değerlendirmesi ve muhtemel ilk 11’ler

Nöbetçi Eczaneler

Nöbetçi Eczaneler

07 Mayıs 2021 nöbetçi tüm eczaneleri görüntüleyin.

Süper Lig Fikstürü

Günlük Burç Yorumları

Facebook

Twitter

En Çok Okunanlar

Anketler

Yenilenen Yazılımımız Sizce Nasıl?

Anket Sonuçları

Yükleniyor ... Yükleniyor ...