Japon kültürel değerleri hakkında bilmeniz gerekenler

17 Nisan 2021 20:37 Kültür Sanat
Japon kültürel değerleri hakkında bilmeniz gerekenler

 JAPON KÜLTÜREL DEĞERLER

  1. Japonlar toplum olarak saldırgan, çekingen askeri disiplin ile yetiştirilmiş, esnek anlayışlı yeri geldiğinde çok nazik ve kibar bazen de kabalıkları ile dikkat çekmektedirler. Katı anlayışa sahip oldukları kadar bulundukları ortama ayak uydurabilirler. Japonlar çok çalışkan, çalışmaktan hiçbir zaman imtina etmeyen, taviz vermeyen ayrıca kültürel değerlerine önem verdiği gibi aile bağları kuvvetli ve disiplinli yapıya sahiptirler.

Japonlar hem son derece mütecaviz hem son derece çekingen hem militarist hem estetik anlayışları kuvvetli hem kibar hem çok kabadırlar. Aşırı derecede rijit olmakla beraber içinde bulundukları şartlara çabuk uyarlar, uysaldırlar ama zorlanmaktan hoşlanmazlar. Hem gayet sadık hem gayet nankördürler. Hem son derece cesur hem son derece korkaktırlar. Hem pek muhafazakâr hem de yeniliklere son derece açıktırlar. Başkalarının kendi davranışları hakkındaki düşüncelerine fazlasıyla önem verdikleri gibi, suçlarını hiç kimse bilmediği zaman da hatalarından dolayı kendilerini cezalandırırlar. Askerleri tepeden tırnağa kadar disiplinli, fakat yine de asidir. 

 

  1. Japonlarda imparatora sadakat en başta gelir. Yeri geldiğinde imparator için kendilerini feda etmeye, imparatorun isteklerini yerine getirmeye ve tüm arzularının esiri olmaya odaklıdırlar. İmparatorun toplum üzerindeki etkisi sorgulanamayacak düzeyde olduğu için savaşta silah bırakacak duruma gelerek mağlubiyeti de göze alarak Japon kültüründe imparatorun bayraktan önce geldiği bilinir. Militaristler imparatora sadakat ifade eden sözlere her fırsatta başvurmuşlardı. Bunlar, maiyetlerinde bulunanları, İmparator emrederse Japonlar hiç tereddüt etmeden, bambu sopalarından başka bir şey olmasa dahi çarpışacaklar ve yine o emrederse çarpışmayı derhal durduracaklardı”; “Japonya, imparator emrederse ertesi gün silahları bırakacaktı”; Mançurya’da bulunan ve harbe en çok taraftar olan aşırı milliyetçi Kvvantugn ordusu bile silahlarını “teslim edecekti”, “Japon halkına sadece onun sözleri bir mağlubiyeti kabul ettirebilir, yine sadece onun sözleri halkı tekrar kalkınma için yaşamaya ikna edebilirdi burada Japon kültüründe imparatorun bayraktan önde geldiğini vurguluyor. 

 

  1. Japonlar düşünce özgürlüğünün az olması sebebiyle suçlanma korkusu beslediklerinden dolayı karşısındaki insanla tartışmaya girmez ve görüşlerini göstermekten kaçınırlar. Kendilerini dolaylı bir şekilde ifade ederler. Japon halkını yükseltecek pek çok yol vardır. Fakat bunlardan en önemlisi söz hürriyetidir. Bu birkaç seneden beri halk düşündüğünü açıkça söyleyemiyor. Vatandaşlar bazı meseleler üzerinde konuşacak olurlarsa suçlanacaklarından korkuyorlar. Tereddüt ediyor, zevahiri kurtarmaya çalışıyor ve fikirlerini söylemekten çekiniyorlar.

 

  1. Japonya’da insan ölünceye kadar çarpıştığı takdirde şeref kazanabiliyordu Ümitsiz bir durum ortaya çıktığı zaman Japon askerinin yapacağı tek şey, kendisini yanındaki son el bombasıyla öldürmesi yahut intihar maksadıyla silahsız olarak düşmana saldırmasıydı bu yüzden Japon askerler ölümü ruhun zaferi olarak betimlemişlerdir. Hasta tedavi etmek onlara ileride daha çok zarar vereceği kahramanlıklarına gölge düşüreceği düşünülmektedir Japonya burada vatanı için can vermesi gerektiği aksi takdirde ülkesinde normal yaşamında ruhtan ibaret olacağını söylemiştir. O yüzden doktorlardan hiçbir zaman yardım alma düşüncesine girmemişlerdir. Japonlarda savaş sonrası yaralılara müdahale edilecek bir hastane veya bir acil yardım ekibi bulunmakta ve istisnai durumlarda hastaneye yatırılanlar ise öldürülüyordu. Onun dışında askerlerden el bombalarıyla kendilerini öldürmeleri istenmekteydi. Japon askerlerine ölümün bir ruh zaferi olduğu ve bizim hastaları tedavi edişimizin, bombardıman uçaklarındaki emniyet tertibatı gibi, kahramanlığa zarar getireceği öğretilmişti. Japonlar sivil hayatta da Amerikalıların aksine, hekimlere ve cerrahlara pek bel bağlamazlar. Amerika Birleşik Devletleri’nde felakete uğrayanlar, hastalardan çok daha fazla ilgi görürler, bu hal sulh zamanı Avrupa memleketlerinden gelen bazı ziyaretçilerin dahi sık sık tenkidine sebep olur. Japonlar için bu durum tamamen yabancıdır. Harp boyunca Japon ordusunda, yaralıları ne yapıp yapıp ateş altından uzaklaştıracak ve onlara ilk yardımı sağlayacak bir kurtarma ekibi yoktu; yine bu orduda cephede çalışan sıhhiye teşkilatı ve cephe gerisinde nekahet dönemi için dinlenme hastaneleri bulunmuyordu. Ordu tıbbi teçhizata hiç önem vermemişti. Bazı fevkalade hallerde hastanelere yatırılanlar ise buralarda öldürülüyorlardı. Japonlar bilhassa Yeni Gine ve Filipinler’de, hastanelerin bulunduğu yerlerden sık sık geri çekilmek mecburiyetinde bırakılmışlardı. Bu gibi hallerde fırsat varken hasta ve yaralıları bir başka yere nakletme gibi bir program tatbik edilmiyordu; “planlı geri çekilme” hareketi esnasında yahut düşman istilası karşısında birliğin yapacağı tek şey ya mesul askeri tabibin ayrılmadan önce hastane içindekileri öldürmesi ya da hastanede bulunanların kendilerini el bombalarıyla yok etmeleriydi 

 

  1. Japon kültüründe hiyerarşi Japonlar emirlere ve hiyerarşiye büyük bir güvenle bağlıdırlar, Japonlar da “özel mevki” kavramı üzerinde dururlarken ve ona güvenirlerken sosyal tecrübelerin kökleştirdiği kendi yaşama kurallarına başvurulur. Eşitsizlik asırlardan beri herkesin çok iyi bildiği ve fazlasıyla benimsediği hallerde organize edilmiş Japon hayatının normal bir kuralıdır. Batı’daki diktatörlüklerde görülen otorite anlayışından çok farklıdır diyebiliriz. Japonları anlamak için “bir insanın özel mevkiini alması” ifadesinin Japonlarca yapılan açıklamasını kavramak gerekir. Japonlar emirlere ve hiyerarşiye büyük bir güvenle bağlıdırlar, bu bizim hürriyet ve eşitliğe olan bağlılığımızın tamamen zıttı olan bir şeydir. Bizim için hiyerarşiyi sosyal bir mekanizma olarak değerlendirmek güçtür. Halbuki Japonların hiyerarşiye olan inançları, bir insanın arkadaşıyla ve devletiyle olan münasebet anlayışının esasını teşkil eder ve bizim için Japonların hayat görüşünü anlamak, onların aile, devlet, din ve ekonomik hayat gibi bazı milli müesseselerini ele almakla mümkün olabilir. 

 

  1. Japonlarda batılılaşma eğilimi olmasına rağmen soylu sınıfının bulunduğu bir toplumdur. Japon kültüründe selamın, yakınlaşmanın, insanlar arasındaki mesafenin belirlenmesi gerekir. Birbirlerine hitap ederken genel saygı kuralları, örf ve adetlerine göre davranırlar ve Japon kültüründe buna hürmet dili denir. Birbirleriyle olan selamlaşmalarında diz çökerek saygı gösterme kuralları vardır. Selam verilen kişi sizden büyük bir mevkide ise eğer farklı hitap şekilleri vardır. Örneğin 90 derece eğilirken yapılan tekniklerde selamlaştığınız kişi sizden üst seviyede ise daha uzun yapılır. Japonlar arasında el sıkışma nadir olarak görülen bir olaydır Üst yönetici olarak bulunan bir kişiye saygı duyarak ve ona selam vererek hürmet göstermeleri zorunludur. Japonya’da hürmet kurallarının dikkatle öğrenildiği ve tatbikatının titizlikle gözlendiği yer Türklerde de olduğu gibi aile çevresidir. Aile kavramı ön plandadır. Henüz arkasında taşırken, anne çocuğunun başını eliyle eğerek selam vermesini öğretecek ve çocuk yeni yürümeye başlarken, ilk derslerini babasına ve büyük erkek kardeşine gösterilen hürmet şeklinden alacaktır. Japon topluluğu son senelerdeki Batılılaşmaya rağmen hâlâ aristokrat bir toplumdur. Orada her selamın, her temasın, insanlar arasındaki sosyal mesafenin çeşit ve derecesini göstermesi gerekir. Bir kimse bir başkasına “ye” yahut “otur” diye hitap etmek istediği zaman, samimi görüştüğü bir şahsa yahut kendisinden daha aşağı veya daha yukarı mevkide bulunan bir kimseye başka başka kelimeler kullanarak hitap eder. Değişik hallerde kullanılması gereken değişik “sen” ve değişik fiil kökleri vardır. Başka bir ifadeyle Japonlar, Pasifik’teki diğer birçok toplulukta olduğu gibi, “hürmet dili” denen bir dile sahiptirler, buna ilave olarak da özel şekilde eğilerek selam verme ve diz çökme âdetleri vardır. Bütün bu davranışlar büyük bir titizlikle tespit edilmiş olan kurallarla, örf ve âdetlerle düzenlenir; bir insanın sadece kime eğilerek selam vermeyi bilmesi yeterli değildir, o insanın ne derece eğilmek gerektiğini de bilmesi lazımdır. Bir ev sahibi için uygun ve doğru olan selam şekli, selam veren şahısla biraz daha farklı bağı olan bir başkası tarafından hakaret olarak kabul edilebilir. Bu selam şekilleri, alın düz olarak yere konan ellere değecek şekilde diz çöküp eğilme pozisyonundan başlayarak, sadece omuzları ve başı hafifçe eğmeye kadar değişir. Bir kimse her özel durum karşısında nasıl bir hürmet gösterisinde bulunacağını, hem de erken yaşlarda öğrenmek zorundadır.
  1. Japonlar hiyerarşi alışkanlıklarını ilk olarak aile içinde öğrenirler, sonra da bu öğrendiklerini ekonomik hayatta ve idari sahalarda tatbik ederler. Japon ailesinde fertler arasında fevkalade bir birlik vardır. Eskiden gelen bir kültürel yapı olarak Türk kültürel geleneklere göre aile reisi her zaman erkekler olmuştur. Kadınlar ne kadar saygın olsa da aile içerisinde söz sahibi ve aile reisi her zaman erkek olmuştur. Japon atasözüne göre “giri katlanılması en güç olan” şeydir. Japonlarda ise Hiyerarşik düzen ailede de devam etmiştir. Aile içinde reislik ön plandadır baba veya oğula yüklenen maddi ve manevi özellikler aile içerisinde düzen oluşmasını sağlamıştır. Karar alındığında hiyerarşik düzene uymayan aile fertleri büyük zorluklarla karşılaşabileceklerdir.

Japonya’da neslin, cinsiyetin ve yaşın sağladığı yetkiler büyüktür. Yalnız bu imtiyazlardan istifade edenler keyfi hareket eden müstebit kimseler değildirler, onlar güvenilen şahıslar olarak hareket etmektedirler. Ailenin, yaşayanıyla, öleniyle, yeni doğacak olanıyla bütün fertlerinin mesuliyeti babanın yahut en büyük erkek kardeşin üzerindedir. Onun gayet ciddi kararlar alması ve bu kararların yerine getirilip getirilmediğini görmesi gerekir. Böyle olmakla beraber bu şahsın da otoritesi şartlıdır. Ondan aile şerefinin mesuliyetini idrak etmiş bir insan olarak hareket etmesi beklenir. O, ailenin maddi ve manevi mirası konusunda oğlunun ve küçük erkek kardeşinin dikkatini çeker ve onları saygıdeğer insanlar olmaya davet eder. Bu şahıs bir köylü dahi olsa, aile ataları için gerekenin yapılmasını ister, daha yüksek bir sınıfa mensup olduğu takdirde ailesine karşı yüklendiği mesuliyetin ağırlığı çok daha fazladır. Her zaman ve her yerde ailevi meseleler şahsi meselelerden önde gelir. 

  1. Japon kültürü de Türk kültürü ve birçok kültür gibi Çin’den etkilemiş ve etkilenmiştir. Çin’den aldığı kültürle yoğurulmuştur da diyebiliriz. Çin kültürünü Japonya’ya sokan Japon imparatorları ve saray ileri gelenleri, hiç şüphe yok ki bu konularda Çin nizamlarının ne gibi şeyler olduklarını hayal dahi edemiyor ve ne gibi değişiklikler yapmakta olduklarını düşünemiyorlardı. 

 

  1. İmparatorluk ailesi ve saraya mensup asillerin oluşturduğu dört toplum vardır. Bunlar samuray, çiftçiler, zanaatkarlar ve tüccarlardır. Bunlardan aşağıda olanlar ise toplum dışı olarak kabul edilen işçiler ve çöpçüler teşkil etmektedir. Bundan yola çıkarak Japon kültüründe toplumsal sınıfın olduğunu söyleyebiliriz. İmparatorluk ailesinden ve saraya mensup asillerden daha aşağıda, hiyerarşi nizamına göre tanzim edilmiş dört Japon kastı vardı: Muharipler (samuray), çiftçiler, zanaatkarlar ve tüccarlar. Bunlardan daha aşağı olanlar ise toplum dışı kabul edilmişlerdi. Bu toplum dışı kabul edilenlerin sayıca en çok olanları ve bilinenleri tabu işlerde kullanılan işçiler, yani Etalardı. Bunlar çöpçüler, idam edilenleri gömenler, ölen hayvanların derisini yüzenler ve derileri tabaklayanlardı. Bu kimseler Japonya’nın bir nevi parya olan en aşağı sınıfını, daha doğrusu hiç dikkate alınmayan bir sınıfını teşkil ediyordu, insan yaşamıyor- muş ve arazi yokmuş gibi onlara ait köyler arasındaki yolların mil hesabına göre uzaklıkları dahi hesaplanmamıştı. Bunlar son derece fakirdiler ve yaptıkları iş her ne kadar garantiliydiyse de esas düzenin dışında kalıyorlardı.

 

  1. Japon kültüründe ahlak sistemi ve görgü kuralları özel mevkilerde görevli olan yetkililerin her zaman hoşgörüye ve hürmete tabii olacakları bilinir. Japonlar, geçmişteki tecrübelerin kendilerine kazandırdığı ve Japon ahlak sistemi ve görgü kuralları içinde şekillenmiş olan, birbirlerinden farklı ve eski alışkanlıklara büyük bir güvenle bağlıdırlar. Devlet, ekselansların “özel mevkiler” dahilinde çalıştıkça yetkilerini kullanabileceklerinden ve hürmet görebileceklerinden emindir. 

 

  1. Japon kültürü de Türk kültüründe olduğu gibi birçok dine yer vermiş ve bunlardan en önde geleni ise geniş kültürleri olduğuna inanılan Budizm’dir diyebiliriz. Japonlar bu sahada canlarının istediği büyük mezheplere girerler ve bayram günlerini kutlarlar. Budizm geniş bir kütlenin dinidir. Budizm’den başka kendilerine ait öğretimi ve peygamberleri olan ve her yerde rastlanabilen büyük mezhepler vardır.

 

  1. Japonlarda aile ve şahsi münasebetlerde yaş nesil cinsiyet ve sınıf farkı varken devlet işlerinde, dinde, orduda ve endüstride ister aşağı ister yukarı mevki olsun özel mevki ile korunmaktadır. Bu maddedeki kültürel özelliği Türk kültürü ile karşılaştırmak istedim ve Türkiye’deki kurallara baktığımız zaman gerek aile veya şahsi münasebetlerde gerekse devlet kademelerinde hiçbir ayrım gözetmeksizin herkes eşittir. Japonlar kendi dünyalarını daima hiyerarşiyi göz önünde tutarak düzenlerler. Ailede ve şahsi münasebetlerde yaş, nesil, cinsiyet ve sınıf özel bir davranış emreder. Devlet işlerinde, dinde, orduda ve endüstride hiyerarşi sahaları ister yukarı mevki ister aşağı mevki olsun, hiç kimsenin yetkilerinin dışına çıkmayacağı, aksi takdirde cezalandırılacağı esasına göre dikkatle düzenlenir. “Özel mevki” korunduğu sürece Japonlar itiraz etmeden yaşayıp giderler. 

 

  1. Japon kültüründe gimularda aile fertlerine sahip çıkma konusunda ciddi bir tutum sergilenir. Kişi kendi dul kalmış kızına bakması evladının anneye ve babaya duyduğu hürmetin yüklediği bir sorumluluktur. Kurulan ailelerin kesin olarak sınıflandırılması, bir insanın gimu mükellefi olduğu şahısların sayısını bir hayli azaltır. Bir kimsenin oğlu öldüğü takdirde onun dul karışım ve çocuklarını geçindirmek gibi bir yük altına girmesi, evladım anneye ve babaya duyduğu hürmetin yüklediği bir mükellefiyettir. Gerektiği zaman, dul kalmış kızını ve onun ailesini geçindirmek de böyledir.

 

  1. Japon kültüründe evliliğin hiçbir anlam ifade etmediği ve anlaşmadan ibaret olduğu söylenir ve hayatları boyunca karşı tarafın aile adına yapılması gerekenleri yerine getirmekle mükelleftir. En ağır sorumluluklar anne ve babaya aittir. Çok daha ağır olan ise karşı taraf aile yani kayınpeder ve kayınvalideler için yüklenen sorumluluklardır. Anlaşma gereği damat artık karşı ailenin bütün ihtiyaçlarını gidermek zorundadır. Japonya’da evliliğin aileler arasında yapılan bir anlaşmadan ibaret olduğuna hiç şüphe yoktur ve bu anlaşma sonunda yüklenilen mükellefiyetleri hayat boyunca karşı taraftaki aile hesabına devam ettirmek, “giri için çalışmaktır”. Bu mükellefiyetlerin en ağır olanı, anlaşmayı hazırlayanlar -anne ve babalar- için olanıdır, çok daha ağır olanıysa genç eşin kayınvalidesi için yüklendiği mükellefiyettir; Japonların da dediği gibi gelin doğmadığı bir evde yaşayacaktır. Bir kocanın kayınvalidesi ve kayınpederi için yüklendiği mükellefiyetler, kadınınkinden farklı olmakla beraber yine de ağırdır, çünkü damat, kayınpeder ve kayınvalide sıkıntı içine düşecek olurlarsa onlara para yardımında bulunmak ve anlaşma gereği diğer mesuliyetleri yerine getirmek mecburiyetindedir. 

 

  1. Japon kültüründe sıcak hamamlar zenginlerin ve en fakir olan hizmetçilerin ortak bir değeridir. Japonlarda banyo kültürü gelişmiş olup şehirlerde kasabalarda ve birçok yerleşim alanlarında banyo ve hamamlar mevcuttur ve sınıf farkı aranmaksızın herkesin faydalanabileceği mekanlarda bulunmaktadır. Japonya’da birtakım küçük bedensel zevklerin en çok sevilenlerden biri sıcak hamamdır. Zengin aristokratlar için olduğu kadar en fakir pirinç çiftçisi ve en aşağı seviyeden bir hizmetçi için de her öğleden sonra geç vakitlere doğru oldukça sıcak bir suya girip çıkmak âdet haline gelmiş günlük bir iştir. 

 

  1. Japon kültüründe sevilen ve vazgeçilmeyen bir diğer beşerî duygu ise uykudur. Uykuya farklı anlamlar yüklenmiş istirahat etmek olarak değil de yarın yapılacak olan işin olmasından dolayı hazır olmak için algılamışlardır. Fakat eğitimde veya askeriyede uyku geri plandadır. İnsanlar hedefleri ve görevlerini ön plana koymuşlardır.  Sevilen ve düşkünlük gösterilen alışkanlıklardan biri de uykudur. Bu, Japonların en güzel başardıkları sanatlardan biridir. Onlar herhangi bir pozisyonda ve bizim tamamıyla imkânsız bulduğumuz şartlarda tam bir rahatlık ve sükûnet içinde uykuya dalarlar. Bu hal Japonya üzerinde araştırma yapan pek çok Batılıyı şaşırtmıştır.  İnsanın Japonya’ya gidince yarınki işi için bir hazırlık olması bakımından o gece uyumak ve istirahat etmek zorunda olduğu inancını bir kenara bırakması gerekir. Uykuyu sıhhat, istirahat ve yaratıcılık gibi meselelerden ayrı düşünmek zorundadır.” Uykuyu da bir iş teklifi gibi, “ölümle veya hayatla ilgili herhangi bir sıradan olaya bağlamadan, müstakil düşünmek gerekmektedir.

 

  1. Japon kültüründe beşerî duygulara örnek olarak aşk romanları, cinsellik ve sarhoşluk var diyebiliriz. Bu onlarda sonradan öğrenilmiş ve önemli yerlere sahiptir. Japonlar, bir “insanın vazifelerinin tamamını” âdeta bir harita üzerine işlenmiş, birbirinden ayrı sahalarmış gibi kabul ederler. Onlara göre insanın hayatı “chu sahası”, “ko sahası”, “giri sahası”, “jin sahası”, “beşerî duygular sahası” ve diğer birçok saha dahilinde yaşamaktan ibarettir. Beşerî duygular konusunda Japonlarda en önemlisi sarhoşluktur. Alkolün etkisi altına girmeden içerler ve gevşeyip dinlenmek istedikleri bir duygu haline gelmiştir. Homoseksüel olma korkusu ayyaş olma korkusundan ağır basmaktadır. Sarhoşluk da hoş görülen beşerî duygulardan bir başkasıdır. Japonlar bizim içki içmemek için yemin etmemizi Batı’nın acayipliklerinden biri olarak kabul ederler. Yalnız, alkol önemsiz bir gevşeyip dinlenme hali sağlayan şeyler arasındadır ve aklı başında olan hiç kimse alkolün tesiri altına girmez. Japonların fikrine göre hiç kimse ayyaş olmaktan homoseksüel olmaktan korktuğundan daha çok korkmaz ve Japonya’da saldırgan sarhoşluğun sosyal bir problem olmadığı doğrudur. Alkol hoş bir gevşeme ve dinlenme sağlar ve bir kimse içkinin tesiri altındayken ailesi, hatta halk onu iğrenç bir insan olarak düşünmez.

 

  1. Japon kültüründe küçük çocuklara terbiye verilirken onların kabahat işlemesine fırsat verilmez eğer kabahat işlerse kendi usullerince cezalandırılır. Japon inancına göre bebekler bir yaşına kadar hiçbir zaman emeklemeye ve ayakta durdurulmasına müsaade edilmez evlerin yapım aşamasında bodrumun olmaması ve kirişlerden yükselmesi bebeğin üzerine yüklenen batıl inançla evlerin yıkılacağına inanılır. Çin’de olduğu gibi Japonya’da da bebeğin çok erken terbiye edildiği herkesçe bilinmektedir. Bebek kabahat yapacak olursa bazı anneler onun canını yakar, fakat genellikle anneler çocuğu çişe tutarken sadece ses tonunu değiştirmekle yetinir ve terbiyede güçlük çekilen çocuğu daha sık olarak dışarıda çişe tutar. Bebek kabızlık çekecek olursa anne ona ya lavman yapar veya müshil verir. Japon kültürünün anlaşılması çok güç olan mecburiyetlerini kabule hazırlar.’ Japon bebeği genellikle yürümeden evvel konuşur. Bebeğin emeklemesine daima mâni olunur. Bebek bir yaşına gelinceye kadar ne ayakta durdurulur ne de emeklemesine müsaade edilir, bu, gelenek haline gelmiş bir âdettir; annenin bunlara mâni olması lazımdır. Japon evlerinde bodrum yoktur ve ev yerden kirişler üzerinde yükselir. Bütün evin bir çocuğun eşiğe basmasıyla yıkılacağına kuvvetle inanılır.

 

  1. Japon kültüründe babalar çocuklarıyla arkadaşlık yapan ve onlara düşkünlük gösteren insandır. Çocuklar babasını önemser ve değer verir babalarının bir sözü çocuklarını harekete geçirmeye yetecek seviyededir. Japon kültüründe sert ve kuvvetli bir otorite problem değildir. Baba, genç çocuklarına hürmet eden ve onlara düşkünlük gösteren bir insandır; bu tutum hemen hemen bütün Batılı müşahitlerin nazarında, Batı dünyası için istisnai bir haldir. Japon çocuğu ile babası arasında bir çeşit gerçek arkadaşlık vardır ve çocuk babasıyla açıkça iftihar eder. Babasının ses tonundaki ufak bir değişiklik çocuğun, onun isteklerini yerine getirmesi için yeterlidir.

 

 

Bir Yorum Bırakın

Köşe Yazarlarımız

Nusrettin Dönek

DÜNYANIN EN ETKİLİ MUHALEFET PARTİSİ COVID-19 PARTİSİ

Yıldırım Kılınç

Akıllı bir yatırımın sırrı

İbrahim Kıran

Beşiktaş Galatasaray maç önü değerlendirmesi ve muhtemel ilk 11’ler

Nöbetçi Eczaneler

Nöbetçi Eczaneler

07 Mayıs 2021 nöbetçi tüm eczaneleri görüntüleyin.

Süper Lig Fikstürü

Günlük Burç Yorumları

Facebook

Twitter

En Çok Okunanlar

Anketler

Yenilenen Yazılımımız Sizce Nasıl?

Anket Sonuçları

Yükleniyor ... Yükleniyor ...